12 Mart 2010 Cuma

HAFTANIN FILMLERI - 12/19 MART



Bu hafta vizyona giren filmlerden seçtiklerimizi sizinle paylaşıyoruz. Seçim size kalmış...
Acı Bir Hayat Öyküsü
Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire

Yönetmen Lee Daniels
Senaryo Geoffrey Fletcher, Sapphire
Oyuncular Gabourey Sidibe, Mo'Nique, Paula Patton, Mariah Carey, Sherri Shepherd Filmin Türü Drama

Sapphire’in “Push” isimli romanından sinemaya uyarlanan film, aile içi şiddet ve tecavüz konusunu işliyor. Precious, Altın Küre 2010’da ”En İyi Drama”, ”En İyi Kadın Oyuncu” ve ”En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dallarında aday gösterdi.

KONUSU: Tüm yaşadıklarına rağmen Precious içinde bulunduğü durumu kaderinin bir parçası olarak kabûllenmiştir ve yaşadığı sorunlardan hayal dünyasında gezintiye çıkarak kaçmaya çalışmaktadır. Film, hayatın umutla bakılması gereken bir hediye olduğu düşüncesi ile hareket ediyor ve aynı zamanda, çaresiz insanların yalnız olmadıklarını, onlara her zaman yardıma hazır kurumların var olduğunu anlatıyor.

Zindan Adası / Shutter Island

Yönetmen : Martin Scorsese
Oyuncular : Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley, Michelle Williams, Max von Sydow, Emily Mortimer, Patricia Clarkson, Jackie Earle Haley

KONUSU: ''Yıl 1954. Soğuk savaş zirve noktasında. Adli polis Teddy Daniels ve yeni ortağı Chuck Aule çok sayıda cinayet işlemiş, zeki bir kadın katilin kaçmanın imkansız olduğu Aschecliffe Hastahanesi'ndeki son derece güvenlikli bir odadan esrarengiz bir biçimde kayboluşunu araştırmak üzere Zindan Adası'na çağrılır. Bu uzak, fırtınaların dövdüğü adada araştırma yapan psikiyatrlar ve tehlikeli psikopat hastalar bulunmaktadır. Bu ürkütücü ortamda hiçbir şey göründüğü gibi değildir.''
Yüreğine Sor

Yönetmen : Yusuf Kurçenli
Oyuncular : Tuba Büyüküstün, Kenan Ece, Hakan Eratik, Ayla Algan, Alp Öyken, Hakan Karahan

KONUSU: Yusuf Kurçenli'nin yönettiği ve Tuba Büyüküstün, Kenan Ece, Hakan Eratik ile Aliye Esra Salebci'nin oynadığı ''Yüreğine Sor'', farklı inançlara sahip iki genç arasındaki aşkı beyaz perdeye aktarıyor. Karadeniz'in muhteşem doğasında çekilen filmin konusu özetle şöyle:

''Esma ile Mustafa birbirini sevmiştir, fakat bu aşkın bir engeli bulunmaktadır. Mustafa, gizli Hristiyandır. Esma dahil herkes onu Müslüman sanmaktadır. Öbür yandan Osmanlı, yaptığı yasal düzenlemelerle Hristiyan tebaayı Müslümanlarla eşit duruma getirmiştir. Kilise, gizli Hristiyanların dinlerini açıklamasını istemektedir. Mustafa, kilise ile aşkı arasında kalmıştır.''

DEVAMI...

10 Mart 2010 Çarşamba

SANATA EDEBIYATA BIRAZ SAYGI

Önüne gelenin yazarım, şairim dediği bir durum var. Aynı 2-3 parça söyleyip, orasını burasını açarak bir yerlere gelen ve kendini sanatçıyım diye adlandıran popüler şarkıcılar gibi.

3-5 şiir yazıp, birkaç yazı kaleme alıp ben yazarım, ben şairim diyenlerden geçilmez oldu ortalık.

İnsanlar egolarına teslim olmuş, egolarını ön plana çıkarmış bir durumda. Oysa elbette ego önemli ama kendini bilecek noktada dur demesini de bilerek. Yazarlık, edebiyat, şairlik o kadar basit değil. Emek ister, birikim ister. Yaşanmışlık, yaşamışlık ister. Beyin ve ruh birlikteliği ister. Oradan buradan kopyalayarak, Üç beş ilave yaparak şair de olunmaz, edebiyatçi da.

Üstadlara saygısızlık olur bu olsa olsa. Emeğe, geçmişe, saygısızlık.. Her alanda olduğu gibi kalitesizlik, sıradanlık edebiyata da yansımış durumda ve her eline kalem alan, şair, yazar olmuş durumda. Oysa şairim yazarım ünvanlarını kullanmak yerine onları başarıya götürecek “şair adayıyım, yazar adayıyım” demek olmalıdır ki bu işin erbaplarına da ayıp olmasın.

Sanmayın ki burada hepsini tukaka yapıyorum. Hayır dediğim gibi kabul edemediğim kendilerini etiketlendirmeleri.. Bırakın bir başarı varsa onu okurlarınız yapsın.

BIR SANATSEVER

TİN

6 Mart 2010 Cumartesi

RAVEL BOLERO



Aynı nota ile muhteşem bir çok seslilik... Farklı seslerle, farklı çalgılarla ortaya çıkan muhteşem eserlerden biri... Hayatın kendisi... Hayatın rengi de öyle değil mi? Farkedip, görüp, yaşayabilene.. Coşkuyu hissedip, hissettirene... Tekdüzeliği dilersek, nasıl çeşitliliğe dönüştürülebileceğimizin bir kanıtı..

RAVEL'IN BOLEROSU.. HAYATIN KENDISI

Aynı nota ile muhteşem bir çok seslilik... Farklı seslerle, farklı çalgılarla ortaya çıkan muhteşem eserlerden biri... Hayatın kendisi... Hayatın rengi de öyle değil mi? Farkedip, görüp, yaşayabilene.. Coşkuyu hissedip, hissettirene... Tekdüzeliği dilersek, nasıl çeşitliliğe dönüştürülebileceğimizin bir kanıtı..
Ravel'in Bolerosu pek çok film müziğinin teması, pek çok dansın ritmi olmuştur bugüne kadar. İlham kaynağı olmuştur nice eserlere, nice yaşamlara.

Bolero genellikle sanıldığı gibi bir konser parçası değil, bale müziğidir. Bir İspanyol içki evinde ortada yer alan büyük masa üzerindeki kız, çevresindekileri dansa çağırır ve Bolero başlar.Kararlı tempoda, sınırlı biçimde, gene sınırlı melodi, armoni ve ritimde işlenmiş bir eserdir.

Tek değişiklik orkestra tınısındadır.Temanın her tekrarında, topluluğa yeni bir çalgı katılır ve ses bileşiminin rengini değiştirir.Sonlara doğru beklenmeyen bir modülasyonla gerginliğin birikimini boşaltır ve parça biter. Balerin Ida Rubinstein'a adanan ve ilk kez 1928'de Rubinstein'in Paris'teki resitalinde halka sunulan eser, ilk günden beri büyük ilgi toplamıştır.

Ravel, tek bir melodiden oluşan parçada, değişen orkestra renklerini kullanan ve alçaktan başlayan ses düzeyini 16 dakika içinde en yükseğe ulaştıran yorumu ile usta, cesur ve büyük bir besteci olduğunu kanıtlamıştır. Bolero, ilk kez bir klasik müzik parçasının plak dünyasında best-seller olmasını sağlamıştır.

TİN
VİDEOSU İÇİN TIKLAYIN

5 Mart 2010 Cuma

2010 YAZININ MODASI...



2010 yaz modasında 80’lerin başı moda oluyor. Moda renk modasını kaybetmeyen beyaz.. Blazer ceketler ve trençkotlar yine vitrinleri ve dolayısıyla hanımların vücudunu süsleyecek. Beyazın dışında su yeşili, sarı renklerin tonları da alabildiğince kullanılacak.

Elbeseler yine moda. Uzun ve renk renk desen desen elbiseler giyim zevkinize ve vücut tipinize göre hanımları bekliyor. Elbiselerde fırfırlar yine ön plana çıkarılıyor. Buruşuk görünümlü, rahatlığı öne çıkaran modeller hem gece hem gündüz için kadınların hizmetine sunuluyor.

Ayakkabılarda ise, apartman topuklara dönüş var. Bunun dışında rahatlıkla kullanılabilen parmak arası sandaletler de revaçta olacak.

Çantalarda bir zamanların modası zincirler geri dönüyor. Bunun yanı sıra kot kumaşlarla yapılan çantalar ve torba görünümlüler özgürlüğün bir ifadesi olarak, hanımların kollarını ve omuzlarını süsleyecek. Kemerler kalın olarak hanımların bellerinde inceliği ve zerafeti sağlayacak.

Modası hiç geçmeyen jeanler ise yine revaçta. Hem elbise olarak, hem eteke ve şort olarak.

Modacılar bu yaz denizci formunu bol bol işleyecekler kıyafetlerinde. Beyaz ve lacivertin yanı sıra mavinin tüm tonları vitrinleri süsleyecek. Elbette şapkaları unutmamak gerekir. Beyza, mavi her renkte şapka hem kıyafetinizin tamamlayıcısı olarak, hem güneşten korunmak için bu yazın olmazsa olmazlarından...

TİN



3 Mart 2010 Çarşamba

ONLARI OLDURMEYIN, SEVMEYI OGRENIN


Bir köpeğim vardı… Adı Toby…. Uzun süre birlikte olduk. İnsanlardan görmediğim vefayı, sıcaklığı, dostluğu onda gördüm. Ne zaman tasalansam o ileri derecedeki hisleriyle koşarak yanıma gelir, yüzümü yalar, teselli ederdi her zaman…

Ne zaman bir huzursuzluk hissetse, gider köşesinde ağlardı.. Evet ağlardı. Şimdi insanlardan uzak olan o duyguları o yaşardı ve yaşatırdı. Sevgiyi paylaşır, acıları azaltırdı.

İnsanlara önerim, dostluğu, sevgiyi, sıcaklığı, neşeyi kısaca unutulmuş ne varsa her şeyi yeniden edinmek, kaybettiklerini bulmak için mutlaka bir hayvan beslemeleri.. Sevginin tadını ve kokusunu tekrar bulmaları … Yitirdikleri, değerlerine kavuşmaları için… Önce sevgi.. Sonra sevgi.. Yine sevgi… Bütün yollar sevgiden geçer. Karşılıksız, çıkarsız, koşulsuz….

Kapitalizmin bu çarkında kaybettiğiniz güzellikleri, yeniden kazanmak ve insan olmanın gereğini sevgiyle, dostlukla bulacağınızı aklınızdan çıkarmayın.

İnsanlar öyle nankör, öyle çıkarcı ve egocu olmuşlar ki, çevresinde yaşananlar, yaşanmayanlar ilgilendirmez olmuş. Hele hele hayvanlara uygulanan vahşetleri okudukça gördükçe….

Geçenlerde bir hayvanseverle kısa sohbetimizde duyduklarım beni şaşkına çevirdi. Yaşadığı site yönetimi ile mahkemelik olan bu zatın suçu ise, çevredeki kedileri doyurmak. Bulunduğu yerde –ki ekonomik düzeyi çıtanın üstünde olan insanların yaşadığı bir yer- kedileri özellikle öldürmeleri…. Neden mi? Çok fazlalar çünkü.. Gereksizler onlar için…

DEVAMI...